T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Anlatmalar

Sözlü edebiyat geleneği içerisinde oluşan anlatılar, toplumun iç dünyasının birer aynası konumundadır. Bu yönüyle anonim düşünce tarzının iç dünyasını yansıtırlar. Söz konusu anlatılar toplumda,

-Bilgilenmek

-Eğlenmek

-Kaynaşmayı Sağlamak

-Eğitim Gibi fonksiyonları icra ederler.

Nevşehir ilinde, sözlü ürünler daha çok toplum nabzının attığı kadın-erkek grup toplantılarında anlatıldığı tesbit olunmuştur. Bu toplantıların etrafında geleneksel kurumlar oluşmuştur. Bu oluşumlardan başlıcaları :

a) Kürsü başı sohbetleri

b) Sıra odaları

c) Köy odaları (Cemaat odaları)

d) Komşu gezmeleri

EFSANE:

İnsanoğlu kendi içinde yaşadığı ortamla ilgili doğal, dinsel ve tarihsel olaylara sebep-sonuç ilişkisi içerisinde cevap arar. Neticesinde varyantlar halinde gelişen toplumsal düşünce kalıpları oluşarak zaman içerisinde topluma mâl olur. Sözü edilen düşünce kalıpları “Efsane” olarak adlandırılır. Nevşehir’de, efsane türünde çok sayıda ürün bulunmaktadır. Yeni gelişen oluşumlar içinde dahi efsane mantığı devam ederek, bu türde yeni, yeni ürünler halk tarafından anlatılmak suretiyle yaşatılmaktadır.

Efsane Türüne İki Örnek:

Talihsiz Belha

Belha Avanos’un Özkonak beldesine 10Km uzaklıkta küçük bir derenin suladığı mevkîdir. Bu derenin bulunduğu yer ile ilgili Belha efsanesi şöyledir:Şimdi urumşa diye anılan bu bölgeye asırlar önce bir kabile gelmiştir.Reisleri zekî ve iyi bir idareci idi. Reisin çok güzel fakat talihsiz bir kızı varmış. Bu talihsiz kızın tek tesellisi tabiat idi. Ayazman’ın serin sularında yıkanır ve kendi kendine şarkılar söylermiş. İşte bu kızın adı Belha imiş. Yine bir gün, banyodan çıkmış ve elbisesini giymişti ki yanında bir erkeğin belirdiğini gördü. Erkek: “Ziyaret Dağı’nın ardından geliyorum, oranın reisiyim. Günlerdir seni yıkanırken seyrediyorum,sana gönül verdim.” der. Belha önce kaçmak istese de zamanla birbirlerini severler.Güzel Belha’nın hayranları ise günden güne çoğaldığı için zekî baba kurnazca bir karar verir. Kızını alamayanların ilerde kendisine düşman olmamaları için; yok olmaları gerekmektedir. Sarayın önünde yapılacak cirit oyununda rakipler çarpışacak ve sağ kalabilen Belha’yı alacaktır. Mücadele sonunda, Ziyaret Dağı’nın reisi ile Aliyli Beyi karşı karşıya kalmıştır. Kız Ziyaret Dağı’nın reisine aşıktır. Ya karşısına Aliyli Beyi çıkarsa ne yapacaktır?... Son anda Aliyli Beyinin okunun sevgilisine saplandığını gören kız, büyük bir çığlık atarak kendini taraçadan okun üzerine atar. Ve oda aynı okun kurbanı olur.Bu duruma çok üzülen Belha’nın babası; “Onları sarayımın önündeki bahçeye beraber gömün” der. İki sevgiliyi ölüm bile ayıramamıştır.

Amaz Köyünün Göçü

Amaz, Ürgüp’ün iki köyü olan Yeşilöz ve Taşkınpaşa köyleri sınırında bulunan bir mevkiinin adıdır. Burada kayadan oyma harabeler bulunmaktadır. Burada önceden yaşamış insanlarla ilgili efsane şu şekilde anlatılmaktadır.Geçmiş dönemde o mevkiide, Amaz köylüleri yaşarmış. Bunlar oldukça fakir bir hayat sürerlermiş. O zamanlar komşu köy olan Damsa (Taşkınpaşa) Köyü zengin köyü imiş. Birde beyleri varmış. Bu bey Damsa’ya sürekli büyük binalar yaptırırmış. Yalnız bunların inşaatında, Amaz köylülerini zorla çalıştırır haklarını vermezmiş. Bu köylüler Damsadaki inşaatlarda çalışmaktan kendi işlerine bakamaz olmuşlar ve daha da fakirleşmişler. Kendilerine yapılan bu denli haksızlığa daha fazla tahammül edemeyen Amaz köylüleri oradan göç etmeye karar vermişler. Akşamdan göç hazırlıklarına başlarlar. Sabah yola çıkarken de canlı bir tavuğun tüylerini yolarak bir kalburun altına koyarlar. Damsalılara “Sizde Bizi Bu Tavuk Gibi Yoldunuz” demek isterler. Sabah Amaz köylülerini işe götürmek için gelen Damsa Beyi, kalburun altındaki yolunmuş tavuğu görünce yaptığı işin yanlış olduğunu anlar ama iş işten geçmiştir. Oradan göç eden insanlar Şam’a kadar giderler orada Amaz isminde bir mahalle kurarlar.

MASALLAR:

İnandırmak kaygısı taşımadan, dinleyeni eğlendirmek maksadıyla anlatılan abartılı konu ve kavramlardan oluşan hayal mahsulü ürünlere masal diyoruz. Özellikle büyüklerin, çocukları oyalamak ve eğlendirmek maksadı etrafında masal türünde anlatılar gelişmektedir. Nevşehir yöresinde masal, çocuk yetişmesinde en önemli görevleri üstlenen kadınlar arasında çokça anlatılmaktadır. Mahalle gezmeleri ve kürsü başı sohbetleri anlatılanların yaygınlaşması için uygun ortamlar olarak gözükmektedir.

Örnek Bir Masal:

Pir Ahmet

Bir varmış bir yokmuş. Bir padişahın 7 oğlu varmış. Bu padişahın oğulları babasına: “Baba bizi bir ananın 7 kızıyla evlendir.” Demişler. Padişah sabahleyin kalkmış, çevresini dolaşmış ama bir anadan 7 tane kız bulamamış. Oğulları: “Baba bizim altımıza birer at ver; biz bir anadan 7 tne kız buluruz” demişler. Padişah oğullarının altına bir5er at vermiş, onlarda yola koyulmuşlar. Giderken bir dağa varmışlar. İçlerinde “Pir Ahmet” diye bir kardeşleri varmış. O kardeşlerinin yemeğini yaparmış. Bir gün ateşi bitmiş.

 Karşıda yanan bir ateş görmüş koşa koşa ateşin yanına gitmiş. Ateşin başında iki insan varmış. “Ban bir ateş verin” demiş. Onlarda ateşin yarısını vermiş. Pir Ahmet’e yarın gel de seninle konuşalım demişler. Yarın gelmiş, oda gitmiş.”Biz 7 tane kardeşiz” demiş. Şu dağın arkasındaki köyde bir anadan 7 tane kız varmış biz onlarla evleneceğiz” demiş. Yarım saat sonra buraya devler gelirler demişler. Pir Ahmet yarım saat sonra oraya gitmiş. Devlerle savaşıp onları öldürmüş. Oradan gitmişler dağın arkasında bulunan köydeki bir ananın 7 tane kızıyla evlenmişler. Ama yarıntesi gün tek başlı dev gelmiş; Pir Ahmet o devi de öldürmüş. Sonra iki başlı dev gelmiş onu da öldürmüş. Yarıntesi gün 7 başlı dev gelmiş onunla dövüşürken, kardeşleri yanında olmadığı için yalnız kalırmış. Bir de baksa ki 7 başlı dev kardeşlerini altına almış. Pir Ahmet’e “senide yiyeceğim ama denizin ortasında bir şehir var, orada dünya güzeli bir kız var onu bana getirirsen seni bağışlarım” demiş. Pir Ahmet gide, gide o şehre varmış. Toplumun bulunduğu bir yere varmış orada da içecek bir şeyler satılırmış.

Bu da akşama kadar orada kalmış. Çokça çay içmiş, içtiği bu çayların karşılığında bolca sarı lira vermiş. Kahveci: “Benim mekanımın senede geliri, ancak bir sarı liradır. Bu kadar büyük bir para bende bulunmaz, ben bu beş sarı lirayı nasıl bozayım demiş. Pir Ahmet’te:” Ben bu sarı lirayı hayrım için veriyorum” demiş. Tekrar kahveciye dönerek “Kahven eskimiş yeniden yapalım” demiş. Ve yeni bir kahve yapmış, böylece kahveciyle dost olmuş. Pir Ahmet “Bu köyde dünya güzeli bir kız varmış, onu bana getir” demiş. Kahveci gitmiş kızla görüşmüş. Kız demiş ki: “ Kendine bir sandık yapsın sandığın içine girsin denize atsın ben onu çıkarırım” demiş. Pir Ahmet de sandığı yapmış içine girerek kendini denize atmış. Kız sandığı çıkarmış Pir Ahmet de sandıktan çıkmış kızı babasından istemiş. Kızın babası da: “Dört tane isteğim var” demiş. “ Biri şu kahveyi şu kavağın tepesine buharlaştırarak çıkaracaksın. Biri de kırk kazan su içeceksin. Biri de arpa, çavdar, buğday üçünü karıştırıp tekrar ayıracaksın. Biride tüm bu yaptıklarını bir mendile çıkılayıp denize atacaksın” demiş. Pir Ahmet bu denilenlerin hepsini yapmış ve babası kızını vermiş, Pir Ahmet’te kızı almış götürmüş.

Kız Pir Ahmet’e dönerek demiş ki “Sen dev misin yoksa devemi götürüyorsun” demiş. Önceki yere varmışlar, Pir Ahmet’e deve “ Bu kızın yanına 7 gün sonra geleceksin” demiş. Bir gün kız deve sormuş: “Senin canın neydendir” demiş. Dev de şu havuzda iki tane ördek yüzer onu vurunca içinden bir şişe çıkar; Şişeyi kırınca bir serçe çıkar, serçeyi kesince de içinden bir kurt çıkar, o kurdu da koparınca ben ölürüm” demiş. Pir Ahmet ördeği öldürmüş; şişe çıkmış şişeyi kırmış,serçe çıkmış, serçeyi öldürmüş kurt çıkmış, kurdu koparmış devde ölmüş. Pir Ahmet huzura ermiş.

FIKRALAR:

Gülerken düşünmeyi amaç edinen kısa anlatılardır. Olaylar ve kişilerin çelişkilerini yakalayarak toplumun gülmece dağarcığında olan, motiflerle sunmayı amaçlar.Yöreden tespit edilen bazı fıkralar:

Dal Boylum

Fadime kadın ölmüş. Kocası kefenini sarıyormuş, ama kefen kısa gelmiş, bütün vücudu örtmemiş, ayakları açıkta kalmış. Kocası yerde yatan ve kefeni kısa gelen karısına bakmış, bakmış “Kefene de girmedin a dal boylu Fadimem, bu senede böyle olsun bakalım “ demiş.

Ne Haliniz varsa

Bir kadının bir oğlu varmış; bunun adı da Mehmet imiş. Anası da Mehmet’ine çok düşkünmüş, ikide bir “Aman Mehmet’im seni nasıl severim de, sen ölmede ben öleyim” dermiş. Oğlanda kurnazmış yalancıktan hasta olmuş, döşeğe yatmış. Anasını sınayacak ya dolaba da bir baykuş koymuş, oraya kapatmış. Sonrada “Ölüyorum” diye başlamış inlemeye acı ile çağırıp bağırmaya anası da “Aman Mehmet’im sen ölmede ben öleyim” diyerekten oğlunu avuturmuş. Mehmet” Gayri dayanacak halim kalmadı kurtulayım bu dertten; ana şu dolapta Azrail var açta canımı alsın” demiş. Kadın dolabı açıp da baykuşu görünce “ Daha Mehmet, sen bana değmeyin de ne haliniz varsa görün “demiş.

Kırk Armut

Midesine düşkün, okkası yerinde bir hoca varmış. Bunu bir ziyafete davet etmişler. Burada yemekler yenmiş üstelik olarak da armut ikram edilmiş. Hoca “gırtlağıma kadar doydum” demişse de yine başlamış armutları teker, teker yemeye. Armutlar bittikten sonra ev sahibinin çocuğu “Baba” demiş. “Hocanın gırtlağından yukarısı kırk armut alıyor.”

Camız

Bostana camız girmiş ardından da hacı cübbesinin eteklerini uçurarak dalmış bostana. Hacının boğazı da kelete değirmeninin savağı kadar varmış hani. Bostanın sahibi gelmiş ivedi ,ivedi: “Aman camız dursun da, evvela hocayı çıkarın bostandan”demiş.